Ana sayfa / Cihat Kutluca Blog / Sessiz Bir Gece

Sessiz Bir Gece

1.Bölüm: 
Sessiz Bir Gece

Sıcaklığını kaybetmeyen tenekeye dokundurduğunda anlamıştı ateşin sadece ellerini yakmadığını. Üşüyordu dudakları, elleri üşüyordu. Bunlar umurunda değildi. Düşüncelerinin önüne geçememekti asıl kahreden. Bir insan hayatına şekil veren olayları bir gecede nasıl unutabilir? Cevabı açıktı bunun, unutamayacaktı. Derinden bir iç çekti. Ellerini başının arkasına alarak yaslandı duvara. Gözlerini kapattı. Şimdi her şey daha sessizdi.

Burası aslında anlatıldığı kadar korkunç değildi. Pencerelerin camları tamamen dökülmüş, perdeler yerlerde tozlarla birlikte çamurlaşmaya başlamıştı. Bir köşede tavandan sızan damlalar ahşap zeminde gitgide büyüyen bir oyuk oluştururken, bir köşede yakmak için biriktirdiği odunlar duruyordu. Toprakla karışmış yağmur damlaları süzülüyordu yanaklarından. Kanatları olmayan bir kuşun çaresizliği vardı dudaklarında. 

Bir kapı gıcırtısı ile açtı gözlerini. Gözleri kapı girişine çakılı kalmıştı. Derin derin soluyordu artık. Yerinden hızlı ve sessizce kalktı. Yakmak için biriktirdiği odunlardan en uzun ve kalın olanını yokladı yavaşça. İri bir odun parçasını seçti ve kapının arkasında beklemeye başladı. Hiç bitmemesini istiyordu bu anın. Bu kapıdan hiç kimsenin girmemesini istiyordu. Gönlünden geçen tek şey buydu. Bu zamana kadar kimseye fiske dahi vurmamıştı. Kesinlikle bu yüzden titriyordu elleri. Onu görür görmez gelişigüzel sallayacaktı elindeki odunu. 

Gittikçe artan ayak seslerinden anlamıştı birisinin yaklaştığını. Biraz sonra bir gölge sezebilmişti kapının buğulu camından. Kapının diğer yüzündeydi tam şimdi. Ellerini biraz gevşettikten sonra sıkıca kavradı odunu. Camda takılı kalmıştı o gölge. Hiç kımıldamıyor oracıkta bekliyordu. Acaba fark edilmiş miydi? Biraz daha duvara doğru gitmeyi düşündü ama bu ses getirebilecek bir hareket olurdu. Camdan ayıramıyordu gözlerini. Gölge bekliyor, o bekliyordu…

Gecenin bütün sessizliği bölünmüştü artık. Ne dışarıdan gelen yağmur seslerini duyabiliyordu, ne de tavandan düşen damlaların seslerini. Sadece o sese odaklanmıştı kulakları,

“Daha bekleyecek miyiz?”

Bu soru gelince anlamıştı fark edildiğini. Bu kendini koruması için yeterli bir sebep değildi. Ses çıkarmak istemiyordu. O, kapıdan girince elindeki odunu hemen indirmeye hazırdı. Biraz sonra tekrar gelmişti aynı ses;

“Benim elimde bir odun yok ama…”

Elleri gevşedi ve duraksadı birden. Başını önüne eğdi. Artık emindi her şeyden. Elindeki odun kayıvermişti ellerinden. Çok şey hissediyordu bu yüzden. İçinden bir ses ise,

“Gülümse diyordu; sadece gülümse. Her şeyin güzel olması için gülümse. Bir fırtına kopar kararır gökyüzü. Daha sonra açar başaklar, mavileşir gökyüzü!…”

Başını kaldırdığında camdaki gölge yoktu. Başını hemen odaya çevirdi. Karşısında ateşin başında görmüştü artık onu. Kendisinden dört-beş yaş büyük olmalıydı. Başını eğmiş elinde bir tahta parçasını yontuyordu. Üzerinde kalın bir palto vardı, ayakkabısı ve keten pantolonu çok eski olmasına rağmen üzerinde gerçekten çok iyi duruyordu. Elindeki tahta parçasından kaldırıp yüzünü çevirdi,

“Oturmayacak mısın, orası soğuk olmalı…” dedi genç adam.

Artık gemileri yakmıştı. Ona güvenmekten başka çaresi kalmamıştı ya da içinde bulunduğu durum gereği ona güvenmek istiyordu.

  • “Sende mi yalnızsın bugün benim gibi” dedi yaklaşırken ateşe doğru. 

Artık korkulacak bir durum yoktu. Gözlerinde kaybolup gitmişti o’nun. Sanki buraya gelmesi tesadüf değilmiş gibi. Güneşin doğması kadar gerçek ve yağmurun yağması kadar güzeldi gelişi. Hep böyle bir dost geçirmişti hayalinden. Fakat daha adını dahi bilmediği birisi hakkında bu kadar iyimser düşünmesi çıkmaza sokuyordu onu. Sadece konuşmak istiyordu. 

  • “Benim yalnızlığım bugüne özel olmasa gerek.” Dedi genç adam sakin bir gülümsemeyle.

Evet buydu kesinlikle! Yıllarca aradığı dost! Buydu işte. Bunu hissediyordu. Bunu tüm kalbiyle hissediyordu. Yavaşça sokuldu yanına doğru. Gözleri alıp götürmüştü başka diyarlara. Acaba içindeki boşluğu gidermek için mi gelmişti. Çok şey hissediyordu.

“Çok düşünme bence” dedi ve ekledi genç adam elindeki tahta parçasını bırakırken
“Üzerini kalın giyinmeliydin! Bu önemlidir.”

Ve gülümsedi sadece. O kadar tatlı gülümsüyordu ki, sesiyle birlikte bütünleşmişti artık. Sırf sesini duymak için susuyordu belki de. Yaşadığı olayları anlatabilirdi ona ama nereden başlayacağını bilememişti. Neden üzerine bir şey alamadığını, neden şuan ailesinin yanında olmak yerine burayı tercih ettiğini her an anlatabilirdi. Ama hep o konuşsun istemişti. Bu sese bağlanmıştı adeta. Yavaşça kıpırdattı dudaklarını. 

“Şey… Ben… Aslında…” diyebildi sadece…
Yine gülümsemişti genç adam “Artık olanları unutup, uyumalısın”
“Bir şeyler olduğunu nerden biliyorsun?” diye sordu merakla.
“Senin gibi birisinin bu saatte burada olmasından sanırım” dedi yerinden yavaşça doğrulurken. Üzerinde ki montu çıkartarak, uzunlamasına yere serdi ve biraz ciddi bir tavırla,

“Artık uyuyorsun” dedi.

Bu tavır onu çok etkilemişti. Ne diyeceğini bilemiyordu. Her an sarılabilirdi bu insana. Artık heyecandan konuşurken dudakları titriyordu. Bu kişi kimdi ve nereden gelmişti. Bunu düşünmek istemiyordu. Sadece iyi ki gelmişti. Çünkü önemli olan buydu.

“Sen uyumayacak mısın” dedi o’nun serdiği monta doğru yönelirken. 
“Belki biraz daha sonra…” dedi genç adam. Sözünü henüz bitirmemişti,
“Biraz daha sonra?” diye eklemişti hemen. Bu da çok hoş bir durum oluşturmuştu sessiz bir gecenin içinde. Bu sefer ikisi birden gülümsemişti.

Yaşadığı bütün olayları unutturmuştu ona. Şimdi sadece onu düşünebiliyordu. Bir insan nasıl olur da kısa bir sürede bu derece etkilenir. Bu gecenin ilk gülümsemesiydi bu. Ve belki hayatında hiç bu kadar içten gülümsememişti. 

Yerinden kalkarak yanına gitti ve montun geriye kalan kısmını üzerlerine çektiler. Üşümüyorlardı kesinlikle. İçinden çok şey geçiriyordu şu durumda.

“Adını bile bilmiyorum senin” 
“Adımın ne olacağı aklına geldiği zaman bana “bir dost” diyebilirsin sanırım. 

Bir dost! Kapat şimdi gözlerini ve uyu sadece… Unut şimdi seni üzebilecek her şeyi… Ben yanındayım korkma her zaman başucundayım… Sana kimse zarar veremez ben oldukça… Güzel olacak her şey bir gün…

Cihat KUTLUCA
(20.12.12)

Bir Cevap Yazın