Ana sayfa / Cihat Kutluca Blog / Bardağın Dolu Tarafı

Bardağın Dolu Tarafı

Halk otobüslerine binerken, çoğu zaman ayakta gitmemek için ilk duruğa kadar yürümeyi tercih ederim. Bu vesile ile düşüncelerimi, müzikle harmanlayıp doğa güzelliklerinin tadına varmaya çalışırım… Bazen ellerimi rüzgâra doğru açar ve özgürlüğü hissederim, bazen ağaçlara dokunur bazense sazlıkların rüzgarla dansını izlerim uzun uzun…

Sıram geldiği zaman otobüse bindiğimde, tekli koltukların hepsi dolmuştu. Kulaklığımı çıkartarak omuz askılı küçük çantama koydum ve ikili koltuklardan cam kenarına oturup çantamı kucağıma aldım. Artık yürüdüğüm yollar ve hissettiğim o güzel duygulardan sonra, yanımda sadece insanlar kalmıştı. Ve belki de, “insan yığınları”

Yine de hep tebessüm etmek isterdim. Bazen bir yürüyüş beni bir kaç gün huzurlu tutmaya yeterdi. Yürümeyi seviyordum. Olaylara iyi açılarından bakmaya çalışırdım, fakat her zaman bir durum için iyi bir bakış açısı olmayabiliyor/muş.

Biraz sonra, üç-dört kişilik bir bayan arkadaş grubu binmişti. Soruları tartışmalarından sınavdan çıktıkları her hallerinden belliydi. Bir tanesi açık saçlı ve diğerleri pardösü ile çok iyi kapanmışlardı. Kapalı olan bayan yanıma oturmuştu. Bu durumda dönüp arkama boş yerin olup olmadığına bakamamıştım. O an annemin sözleri aklıma geldi.

Yıllar önce Samsuna giderken, Sivas’ta yazıhane, yanıma bayan yazmıştı. Buna ikimizde şaşırmıştık, sonra muavin gelmişti ve ikimizin biletlerini de kontrol etmişti. Yapacak bir şey yoktu, sorunun çözülmesi için yerimden kalkmıştım ve uzun yolun yarısı ayakta gitmiştim. Olayı anneme anlatınca bana demişti ki, “Laptop çantasını aranıza koyardın sanki, ne olmuş” Annem çok iyimser düşünüyordu oğlunu tanıdığı için ama her insan öyle olmuyordu maalesef.

Bu durumda da hiç bir şekilde rahat olamamıştım, sık sık camdan dışarı bakıyordum. Yanımda oturan bayan ise arada bir arkada oturan arkadaşlarıyla konuşuyor, hepsinin gülme seslerini net bir şekilde duyabiliyordum. Daha doğrusu, otobüsteki herkes pek net duyabiliyordu. Yine kendimi, insanlar, doğrular ve yanlışlar düşünce karmaşası içinde bulmuştum. İnsanlar içine karıştıkça, karmaşık düşüncelerim yine artmaya başlıyordu.

Yanımdakinin bu kadar rahatlığına anlam veremiyordum. İyi düşüncelerim bir bir kayboldu. Camın buğusunu elimle temizlerken, ister istemez arkadaşları ile konuşmalarına kulak misafiri oluyordum. Arka koltuktaki arkadaşları “yanımıza gelsene” diye sesleniyor ve hemen ardından gülme sesleri otobüsün nahoş havasına karışıyordu. Sonra şöyle bir ses işittim. “Niye gelsin, yeri gayet rahat!” Biraz sessizlik olmuştu. Kısa bir süre sonra, tekrar şakalaşmalar ve gülme sesleri otobüsün nemli havasına karışmaya devam etti.

Düşüncelerim gereği; yanımda açık giyinen bir bayan olsaydı bu kadar kahretmeyecektim kendimi. Beynimde ki bütün ideolojik yapı tamamen çökmüştü. İnsanlar utanma duygusu yitirmişti. İzin isteyip oturduğum yerden kalktım, ön taraflarda tutacaklardan birisine tutundum. O gün şunu anladım, bir insanı dışarıdan bakıpta asla iyi birisine benzetmemek gerekiyormuş.

Diğer bir yürüyüşümde ise şunu düşündüm. Bazen, dünya şahsiyetsiz insanlarla dolsa da, bardağın dolu tarafını görmek gerekiyor.

O zaman bak, benim gibi düşünüyorsan, otobüslerde tekli koltuklara otur ve otobüse yaşlı birisi binince ona yer ver. Valizi ile binen insanlara yardım et. Ve hiç bir insanı kıyafetlerine göre yargılama/değer verme. İçinde Allah korkusu(!) olmayanın, dışından hayır bekleme. İnsanın içinde “biraz” utanma, biraz iyilik, biraz sevgi, biraz merhamet olması gerekir. Bunları unutma ve yaz bir kenara…
Belki bir gün okursun ve… Cihad ne haklıymış dersin kimbilir…

 

Cihat Kutluca
29.11.13

Bir Cevap Yazın