Ev / Cihat Kutluca Blog / Dünyanın Kalbi (1. Bölüm)

Dünyanın Kalbi (1. Bölüm)

1. Bölüm: Çaresizliğin En Son Hali

Hayaller insanı gerçekliği yaklaştırır, umutsuzluk ise yokluğa… Şimdiye kadar hep hayal ettim ama hiç birisi gerçek olmadı. Çünkü hiç emek harcamadım. Ben yirmi iki yaşıma kadar böyle geldim işte. Kim bilebilirdi, hayallerim uğruna hiçbir şeyimden vazgeçemediğim hayatımda, hiçbir şeyim yokken hayallerimin gerçek olacağını…

Sokaklarda dolanıyorum; ortasında ayazın. Bastığım buzdaki her çatırtı ayaklarımdan yüreğime kadar işliyor. Ayakkabılarım; kuru bir tahta gibi… Giysilerim; ipte donan elbiseler gibi… Artık dayanamıyorum bu hale, olsun artık olacak olan… Kaldırımlara sarılsam tıpkı bir şiir gibi… İnsanlar dönüp bakar mı? Ve görürler mi, çaresizliğin en son halini…

– Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. (NFK)

Düşünüyorum… Eğer ailem beni biraz topluma açık yetiştirseydi bu hale gelmeden önce insanlardan yardım isteyebilirdim. Ya da onların tabiri ile “dilenebilirdim”. Ama şuana kadar kimseye muhtaç olmadan yaşadım. Ama bu son nokta… Kaldırımlara yüzüstü kapanmadan çalmam gerek bir kapıyı…

Ellerim gidip geliyor şu demir kapıya… Kendimle savaşıyorum, karşıma çıkacak kişiye ne diyeceğim? İlk sözüm ne olacak bilmiyorum. Soğuktan hissetmiyorum ayaklarımı… Ağlamak geliyor içimden bu savaşın ortasında… Buz gibi bir ses, ellerimi cebime koyarak bekliyorum. Çaresizlik bana kapıya ikinci kez vurduruyor. Cesaretleniyorum bir an… Sanki kendi evimin kapısını çalıyor gibi. Ve bütün cesaretimi bir anda kıran bir kapı gıcırtısı, bütünleşiyor ayazla…

Yüzümde hissediyorum, içeriden gelen o sıcak havayı… Tek arzum ısınmak. Kendimi içeriye atmak istiyorum. Ama her isteğim için kendimi durdurdum şimdiye kadar. Kafamı kaldıramıyorum, terlik giymiş ayaklarından… Tekrar ağlamak geliyor içimden, kaçıp gitmek istiyorum… Ve bekliyoruz karşılıklı…

Kafamı utanarak kaldırarak yüzüne bakıyorum. Utancım bakışlarımı tekrar ayaklarına sabitliyor. Bu sessizlik çok garip… Tekrar kafamı kaldırıyorum. Saçı ve sakalı birbirine karışmış, muhtemelen benden bir kaç yaş büyük, ayakta zor durabilen bir çift nemli göz. Anlamsızca ilk kez gülümsüyorum. Ellerimi gözlerinin önünde sallayarak,

– “Merhabaaa” diyorum. Ani bir hareketle gözlerimin içine bakıyor. Göz göze geldiğimiz o saniye kendimi geriye çekiyorum.

– Buyrun?

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sahi en sonda bunu düşünüyordum. “Nasıl dilenilir?” Fakat karşımdakini bu şekilde görmek bana bu düşüncelerimi unutturuyor. Daha rahat ve biraz daha heyecanlı hissediyorum… Bu heyecan bedenimin soğuğunu alıyor sanki. Soğuğu hissetmiyorum bir an. Ama bu kapıyı neden çaldığımı da unutmuyorum. Ve aklımda bu muhabbetin sonunun nasıl biteceğini düşünmeden edemiyorum. Sanırım en iyisinin doğru olanı söylemek olduğunu düşünüyorum.

– “Açım”

– (Bir şey hatırlarmışcasına elini alnına koyarak) “Haa dilencisinn” diyor.Hiç tanımadığım birisinin, hiç düşünmeden söylediği bir lafa bu kadar kırılacağımı hiç düşünemezdim. İçerime oturan o kelimelerin kırıcılığını ne düzeltebilir? Kelimelerin zehrini ne alabilir damarlarımızdan… Arkasına dönerek bir şeyler getirmek için içeriye doğru yöneldiğinde durduruyorum.

– “Sağolun” diyorum. “Dilenci değilim, sadece açım!”

Arkamı dönerek bahçenin paslı demir kapısına doğru yürüyorum. Beni durduracak, kırgınlığımı az da olsa hafifletecek bir ses bekliyorum. Yolda düşündüklerim geldi aklıma. Kapanacağım kaldırımlar… Ve soğuk, bedenimi tekrar sarmaya başlıyor. Yalnızca bir ses diyorum. Öyle demek istemediğini biliyorum ama yalnızca bir ses. Lütfen beni karanlık sokaklara bırakma…

– “Hanımefendi…” Duraksıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Yüzümü dönüyorum. Nemli gözlerimi siliyorum atkıma… Göz göze geliyoruz. Devam ediyor.

– “Özür dilerim”

Hayaller insanı gerçekliği yaklaştırır, umutsuzluk ise yokluğa… Şimdiye kadar hep hayal ettim ama hiç birisi gerçek olmadı. Çünkü hiç emek harcamadım. Ben yirmi iki yaşıma kadar böyle geldim işte. Kim bilebilirdi, hayallerim uğruna hiçbir şeyimden vazgeçemediğim hayatımda, hiçbir şeyim yokken hayallerimin gerçek olacağını…

1. Bölüm Sonu

Ayrıca Kontrol Et

12 Ada – Türkiye’nin Kayıp Toprakları

İkinci Dünya Savaşından sonra toplanan Paris Barış Konferansına Türkiye de resmen davet edilmişti. Ancak İsmet …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir