Ana sayfa / Cihat Kutluca Blog / Yazmak İçin…

Yazmak İçin…

Uykudan uyandığım vakitler genellikle huysuz olurum. Hele ki uykumu alamamışsam benimle konuşmak tam bir felakettir. Bu zamanlarda çok kolay kalp kırabilirim. Ve hakkımı vermek gerekirse iyi kalp kırarım. Düşünmeden söylenilen sözlerim içerilere işler.

Bu akşam uykumdan karnım aç uyandım. Her şeyimle sessizliğe bürünmüş bir şekilde… Canım hiç bir şey yemek ve hiç kimseyle konuşmak istemiyor. En azından bilgisayara oturup bir şeyler yazabilirim diyorum. Diliyorum ki kimse de benimle konuşmasın en azından uykum açılana kadar… Fakat öyle olmuyor.

– “Daha yemek bile yemeden oyunun başına otur. Aferin.”

Kan beynime sıçrıyor. Peşine kalp kırıcı bir söz… Bilgisayarın kapatıp odama gidiyorum. Kalın, dar paça eşofmanım; asker yeşili tişörtüm üzerine montumu giyiyorum. Kulaklığımı alıp evden çıkıyorum. Halim böyle iken dışarıda ki şu soğuk havayı çok seviyorum. Müziğimi açıp yollarda yürüyorum. Ve diliyorum ki kimse benimle konuşmasın.

Her dem geriye dönmek isterem;
Tek arzum seni gelinliğinle görmek isterem;
Elinde güllerle.
Sensiz yaşamalı boş ver gülüm
Yanımda kal, seninle ölmeyi isterem.

Ve tabi ki kimseyle konuşmamak için daha önce hiç gitmediğim bir lokantayı tercih ediyorum.

– Merhaba…
– Merhaba yiğenim. (Atmışlı yaşlarda bir adam)
– Yiyecek bir şeyler var mı?
– Tabii ne istersin?
– Adana var mı?
– Var, sen otur hemen hazırlayayım.
– Tamam ben dışarıda oturuyorum o zaman…
– Dışarısı soğuk değil mi?
– Hava güzel…

Öylece beklerken kulaklıklarımda yine aynı şarkı çalıyor. Üzerine bir de şiir okumak istiyorum.  Uykulu olduğum zamanlar aklımdan geçen ilk şey hayatımın “sefil”olduğu olur genelde… Şiirimi de ona göre seçiyorum. Diyor ki,

“Seni sevmek, Yaradana en yakın olduğum andır. Seni sevince karıncadan yıldızlara yaradılan her şeyi daha çok seviyorum. Şarkıları daha bir aşkla dinliyorum, her şiirde ben varım. Pencereme konan kuşları, kışın buz kesen gecelerini, bahçemi, uykularımı, trenleri, düşmanlarımı, sorunlarımı hatta borçlarımı bile seviyorum.”

Derinden, hüzünlü bir of çekerek soğuk havayı çekiyorum içerime. Camiyi, eczaneleri, lokantaları ve akan onlarca aracı izliyorum. Tekrar müziği dalmışken elindeki dürümü bana uzatıyor. Kulaklığımın tekini çıkarıyorum.

– Bir de ayran ver bana abi.
– Tamam.
– Önceden hazırladığım parayı çıkararak veriyorum. “11 lira yapıyor değil mi?”
– Evet.
– Buyur.

Yemeğimi yeyip, şiirimi okuyarak tekrar düşüyorum yollara… Yazmak için…

Bir Cevap Yazın