Ev / Cihat Kutluca Blog / Mektuplar / Benim Hayatım / Benim Hayatım – 1 (Devamı)

Benim Hayatım – 1 (Devamı)

Adım Cihat. Bir imamın beş çocuğundan erkeklerin en küçüğüyüm. Annem ev hanımı. Aile içinde neşeli, aile dışında genelde paranoyak duygular yüzünden neşesi bölünen birisiyim. Annem beni sıcak bir mayıs öğleninde doğurmuş. Babam bize hiç bir zaman yokluk göstermemiş. Ailesinin sözünden dışarıya çıkmayan kardeşler olarak hepimiz doktor ve öğretmen olarak görevlerimizi elimize almışız.

Ve her şey kendin için yaşamaya başlayana kadar güzel duruyor.

Lisede geç saatlere takıldığım internet kafe.

Ortaokulda bir kızı sevmiş olsam da arkadaş çevresinde her zaman neşeli, herkesi güldüren bir insandım. Ailemden saklayacağım acılarım olmamıştı. Fakat lisede içim içime sığmadı. Ailede bastırılmış, açığa çıkmak için sabırsızlanan duygular ve yeni insanlar. Okumak yolunda tamamen başarılı sosyal açıdan tamamen başarısız bir dönem… Yine de lisede aile üyelerinden topluma en açık ben yetiştim. Arkadaşlarımla takılır eve geç gelirdim. Hatta bir gün eve 11:00 civarı geldiğimde babam “Erken gelmişsin, git 1 saat sonra gel” diyerek beni evden kovmuştu.

Beş kardeşten lisede sevgilisi olan sadece ben vardım. Ailem bunu biliyordu ama hiç bir zaman bu konuda konuşmazdık. Bunu konuşmuyor olmamız daha utanılması gereken bir iş yaptığımı düşünmemi sağlıyordu. Tamamen dindar bir ailede yetişmiş birisi olarak bu durumu kendime yakıştırmıyor, haram olarak görmeme rağmen gerçek kişiliğimin ve duygularımın önüne geçemiyordum. Bu yüzden üç sene süren ilişkimiz boyunca aileme karşı sürekli kendimi yanlış bir şey yapıyormuş gibi (aşağılık gibi) hissediyordum.  Bu durum dışarıdaki neşeli kimliğimi de korkak, utangaç ve çekingen bir insan yapmıştı.

Lisede kız arkadaşımın tokalarından kalan bir fotoğraf. 2011

Sevgilimin de olmasıyla beraber arkadaş çevremden ve neşeli kimliğimden tamamen uzaklaşmıştım.  Çünkü sevgilime karşı bütün arkadaşlarımı karşıma almıştım. Ortaokuldaki neşeli ve sosyal ortamımdan geriye bir sevgiliden başka hiç bir şey kalmamıştı. Bu yüzden lisede neredeyse hiç arkadaşım olmadı. Zaten arkadaşlarım da beni yalnız bırakma konusunda hiç tereddüt etmediler.

Hayat bazen lise yılları gibi. Kavgada hayvan gibi dövüşürsün, hırsla akan burnunu silerken yanında yürüyen bir kaç köstebek…

Üniversitede kız arkadaşımdan ayrıldım. Manevi olarak sırtımdaki büyük bir yükten kurtulduğumu düşünüyordum. Yani korkularımın arkasına sığınmaya devam ettim. Eğer normal bir ailede normal bir insan olarak yetişmiş olsam üzülür ve onun da üzülmesi için hemen (onun yaptığı gibi) yerini doldurmaya çalışırdım. Fakat hiç böyle bir derdim olmadı. Yaptığım günah olduğunu düşünerek kendimi kızlardan daha da fazla soyutladım. Tamamen dindar bir hayat yaşadım. Onu özlemek yerine yaptığım günahlardan sorumlu olacağımı düşündüm. Nasıl böyle bir hataya düştüğümü düşündüm.

Güzel şeyler de oluyordu. Üniversite 1. Sivas Selçuklu Erkek Öğrenci Yurdu Önü.

Bu dönemde dini duygularım o kadar olgunlaştı ki artık sınıf arkadaşlarımı bile tekfir* edecek duruma gelmiştim. İnsanlarla bağlantım sıfırın altına düşmüştü. Düşüncelerim hiç kimse tarafından kabul edilecek şeyler olmadığı gibi benim gibi düşünen kimse yoktu. Çok kasıyordum. Hiç gerçek arkadaşım olmadı. Üniversite bittikten sonra da hiç birisiyle haberleşmedik.

Üniversite benim ailemden uzaklaştığım fakat sözlerinden uzaklaşmadığım bir dönemdi. Hafta sonları minibüsle eve geliyordum. Bir hafta sonu daha uygun olması için trenle geldiğim zaman babamın tepkisi şuydu “Trende adamı soyarlar haberin olmaz”. Sırf bu yüzden bile tartışma çıktığını hatırlıyorum. İşin daha kötüsü o tartışmanın ardından sonra hiç trene binmedim… Yaptığım her eylemi aileme söyleme mecburiyetinde hissediyordum. Halen de… Ve onların söylediklerini kafama takmayı… Bu yüzden gerçek kişiliğim hiç bir zaman oturmadı. Kendimi daha fazla karamsarlığa ittim.

Üniversite bittikten sonra Gemerek’te bir sene ücretli öğretmenlik yaptım. Bu ekonomik özgürlüğümün ilk basamağıydı. Ama halen ailemin kurallarına saygılı ve direk olarak bağlı hayatıma devam ediyordum. Halen kendi kararlarımın peşinde koşacağımı düşünmüyordum. Daha sonra bunu cesaretsizlik olarak isimlendirdim. Sonrasında ise artık bağımlı bir kişilik olduğumu anladım. Bu sebepten ücretli öğretmenlik yaparken yaşamak istediğim aşırı islamcı hayata da hiç bir şekilde adım atamadım.

Babamın köye ziyaretinden bir kare

Erzurum’a atandığım zaman hem aile bağlantımın neredeyse tamamen koptuğu hem de ekonomik bağımsızlığımı tam olarak kazandığım bir dönemdi. Bu dönemde ailem kesinlikle benim yanımda olmadı. Arada bir telefon ve bir kaç ziyaret… Dört yıl boyunca ailemle olan bağlantılarım bunlardı. Aileden uzak bir hayatta gerçek kişiliğimin ortaya çıkacağı ve ailemin yetiştirdiği kişilikle kendi gerçek kişiliğimin çatışacağı bir dönemdi.

İçimde dışarıya çıkmak isteyen sosyal ve eğlenceli bir insan, dışımda ise yaşadığımız çağda huzuru islamın katı kurallarında arayan bir insan vardı. İkinci seçeneğe kendimi çok fazla zorlamıştım. Bu yüzden üniversitede hiç arkadaşım olmamıştı. Bu yönümü zorladıkça diğer yönüm köşeye sıkışmış bir kedi gibiydi. Ortaya çıkacaktı.

Erzurum da üniversite hayatımı sorgulamaya başladım. Düşüncelerimde aradığım huzuru bulamamıştım. Aynı dönemi burada da geçirmek istemiyordum. Zaten burada üniversitedeki gibi insanlardan uzak durup, konuşmayacağım bir ortam yoktu. Üniversitede sürekli insanlardan uzak durarak kendimi Hz. Ömer’in şu sözüyle avutuyordum.

  • Yalnızlık cahil kişilerle oturmaktan daha hayırlıdır.

Fakat bu düşüncenin anlaşamadığım kişileri cahil olarak nitelendirmekten başka bir işe yaramadığını anlamıştım. Kesinlikle üniversitedeki gibi bir hayatım olsun istemiyordum. Aile faktöründen de uzaklaştığım için hayatı dilediğimce yaşamam gerektiğini hissediyordum. İnsanları keşfetmem için daha iyi bir fırsat olamazdı.

2. Bölüm Sonu

Ayrıca Kontrol Et

Olsun Ayrılmakta Var

3 yıllık eşi ona ilk kez yalan söylüyor. Yalan söylediğini bildiğini biliyor ama emin olmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir