Dünyanın Kalbini Okudunuz Mu?
Blog / Yaşanmamışlıklar / Bir Şubat Gecesi Henüz derecelendirme yok.

Bir Şubat Gecesi

Bu bab iki eski sevgilinin bir oda da tekrar buluşmasını anlatır.

Diyeceksin ki haksızlık etmişim
Aklında olacağım devirdiğinde yetmişi
Arkandan kovalayacak geçmişin
Diyeceksin neden bunu seçmişim?

Canfeza – Suç

Sobanın üzerinde ki içinde kaynamak üzere süt bulunan cezveyi, eline kadar sündürdüğü kazak ile sapından kavrayarak dikkatlice aldı. Masanın yanlarında yüzü birbirine dönük sandalyelerden kendisine yakın olanına yaklaştı. Karşısında ki sandalye de genç kızın onu izlediğini biliyordu. Bu hissiyata bir de sobanın sıcağı eklenince terler saçlarının arasından boncuk boncuk süzülmeye başlamıştı.

Masanın üzerinde bulunan, kendisine yakın olan bardağı tek sefer de ve hızlıca doldurdu. O’nun bardağına geldiğinde ise daha dikkatliydi. Hareketleri zamanı durdurmuşçasına yavaştı çünkü sütün katı yüzü cezve de kalmıştı. Genç kızın bundan nefret ettiğini biliyordu. Yıllar geçmesine rağmen unutmamıştı. Sakince, bozuk bir musluktan akan ipliğimsi bir su gibi bardağı özenle dolduruyordu.

Genç kız onun bu gayretini görüyor ve mutlu oluyordu. Onun sütün yüzünü bardağa düşürmemek için sarfettiği gayreti, yüzünde ki deney yaparmışçasına ciddiyeti görüyor; onu hayranlıkla izliyor ve içten içe çocuklar gibi seviniyor, fakat bunu ona belli etmiyordu. Aradan yıllar geçmesine rağmen sütün yüzünü sevmediğini nasıl aklında tuttuğuna bir yandan şaşırıyor bir yandan da mutlu oluyordu.

İkisinin de yüzünde anlamsız bir ciddiyet vardı. İkisi de ilk gülümseme ve ilk tavizi vermek istemiyor, ilk yumuşak hareketi karşısındakinden bekliyordu. Ya zayıf düşmek istemiyorlardı ya da gururlarına yediremiyorlardı. Fakat ikisinin de ortak düşüncesi ilk pişmanlık belirtisini karşı tarafın göstermesiydi.

Bardak henüz yarıyı geçmişti ki genç adam bir “puff” çekerek cezveyi sobanın yanına indirdi. Doğrularak alnında ki terleri elinin tersiyle kazağına sildi. Bir kaç saniye rehavetinin gitmesini bekleyip tekrar cezveye eğilmek üzereyken genç kız durdurdu,

– Bu kadar yeterli dedi.

Merhamet dolu bir ses… Ahh bu sesi duymayalı ne kadar çok zaman olmuştu. Onun sesini her gün duyuyordu belki ama bu… Bu farklıydı… Bu sadece “bardağın geri kalanını doldurmana gerek yok” demek değildi. Bu ses… “Bırak her şeyi, dünyada ki her şeyi bırak otur karşıma… Konuşalım… Ne olur…” demekti. Bu kadar yeterli…

Genç adam cezveyi sobanın yanına bırakıp doğrularak sandalyeye oturdu. Rehavetten bunalmışçasına bir “huh” daha çekerek parmaklarını birbirine kelepçeledi ve baş parmaklarını birbiri etrafında döndürmeye başladı. Masanın kenarında duran hatıra defterine gözünü gezdirdi. İçinde yılların hatırasını saklamıştı. Daha sonra için de süt dolu olan bardaklara baktı. İçine kahve koymayı unutmuştu. Birbirinden ayırdığı elleriyle bardakları göstererek

– “Doğru ya” dedi. Kahve koymayı unutmuş olmasına şaşırmıyordu. Zira sütü bardaklara doldurmak bile onun için büyük bir başarı sayılırdı.

Kalkmak üzereydi ki genç kız doğrularak seri bir hareketle elinden tuttu. Göz göze geldiler. Bu hal biraz sürdü. Genç adam bir cevap bekliyor, genç kız ne diyeceğini bilmiyordu. Genç kızın pişmanlığı onu bir kaç adım ötede ki kahveyi almasına müsaade etmeyecek kadar büyüktü.

– Oturur musun? dedi. “Bugün sadece süt içelim.”

Genç adam “olur” dercesine başını salladı ve tekrar sandalyelere oturdular. Oturdukları anda el ele tutuştuklarını fark edebilmişlerdi. İkisi birden hızlı ve kesik bir hareketle ellerini kaçırdı. Daha sonra elleri titrek bir şekilde birbirlerinden bir kaç santim daha uzaklaştı.

Genç adam kendine gösterilen ilginin farkına varmıştı. Önce sütü yarım doldurmasını istemiş şimdi de eski günlerde içtikleri kahvenin tekrar yapılmasına engel olmuştu. Bütün bunların tek bir açıklaması olabilirdi. Konuşacağı bir şeyler… Önemli bir şeyler vardı muhakkak. Peki neden susuyordu… Hem geriye… Geriye konuşulacak ne bırakmıştı ki? Her şeyi yıkıp gitmemiş miydi bir şubat gecesi? Peki ya ne açıklama yapabilirdi. Yapamazdı. Belki de bu yüzden susuyordu.

Ne konuşacağını merak ediyordu. Mutlaka bir açıklama yapacaktı fakat geçen yılların hesabını kendi soruları üzerinden yapmak istiyordu. Bu yüzden konuşmalı ve acımasızca yüklenmeliydi. Gözlerini onun ellerinden ayırarak yüzüne baktı. Altın saçları tıpkı bulutların dolunayı gizlemesi gibi gizliyordu yüzünü… Saçlarını kulaklarının arkasına atıp avuç içleriyle yanaklarını okşamak istiyor kafasında ki düşünceler buna mani oluyordu. Kalbinde ki bu boşluğu dolduracaktı.

– Evliliğin nasıl gidiyor? dedi. İşte genç adamın yıllardır ona karşı beslediği “tepkinin” tam karşılığı bu soruydu. Belki de böyle bir soruyu sormak günlerce düşünse aklına bile gelmeyecek bir şeydi. Bu soru ona ve geçen yıllara karşı sorulabilecek en iyi soruydu.

Genç kız bu soruyu soracağını tahmin etmişti. Ona karşı hatalarını yüzüne vuracağını, neler yaşadığını anlatacağını, abartarak anlatacağını, neler çektiğini, ne kadar ağladığını acımasızca anlatacak ve merhametsizce yüklenecekti. Genç kız bunları tahmin ediyordu. Ve “hak ettim” diyordu. Fakat o bu şekilde yüklenirken ne cevap verecekti? Özür mü dileyecekti, yoksa kendisinin de çok büyük acılar çektiğini anlatıp kendini haklı çıkarmaya mı çalışacaktı.

Bütün bunları anlatacak gücü kalmamıştı. Hayatta ki her şeyden bunalmış bir şekilde buraya gelmişti. Şimdi yaptığı hatalar için birisi ona mı yüklenecekti. Yüklensin. Ağlamak, kahrolmak, ölmeyi isteyipte ölememek… Artık alıştığı şeylerdi. Kaybettiği bir şeyi yoktu ki… Hele ki kazanacak? Şu masaya bile o amaçla oturmamıştı. Onu kazanmak için oturmamıştı. Kendi kendine başını sallayarak mırıldandı.

– Yemin ederim ki buraya o yüzden gelmedim!
– Bir şey mi dedin?
– Yo hayır.
– Bir soru sormuştum.
– “Heaa. Evliliğim mi? İyi gidiyor evliliğim.” dedi. Önemsizce ve umursamazca bir cevaptı. Evliliğim kelimesini vurgulayarak söylemesi bir şeylerin ters gittiğinin işaretiydi. Genç adam konunun bu tarafıyla hiç ilgilenmediğini gösterircesine tekrar seslendi,

– “Ne kadar iyi gidiyor?”
– “Normal bir insanın ki kadar.” Genç adam kafasını öne eğerek düşünceli bir şekilde ileri geri salladı,
– “Normal bir insan, normal bir insan…” diye tekrarladı. Sessizlik çöktü… Dakikalar geçti. Genç adam tekrar kahveyi doldurmak için ayağa kalkmak istedi. Genç kız tekrar durdurdu. Gidince sanki bir daha dönmeyecek gibi hissediyordu.

– “Lütfen” dedi. Genç adam bu sefer oturmadı fakat duraksadı. Anlamsızca genç kıza baktı.
– “Peki benden ne istiyorsun? Yıllar sonra tekrar yanıma gelip benden ne istediğini söyler misin!?” Biraz duraksadı. Gözlerinin içine bakıp sözlerine devam etti. “Üstelik evlisin!”

Bu son söz genç kızın beynine şimşek gibi çakmıştı. Yükleneceğini, acımasızca yükleneceğini biliyordu ama bu kadar ağırını tahmin etmemişti. Ona boşandığını söylememişti, söylemeyecekti, söyleyemeyecekti. İçinden sürekli olarak “Buraya o yüzden gelmedim, yemin ederim o yüzden gelmedim” diye tekrarlıyordu. Fakat ne için geldiğini de bilmiyordu.

– “Ben” dedi… “Ben bilmiyorum, oturur musun biraz…”

Genç adam isteksizce oturdu. Ona olan tepkisi içine sığmıyordu. Ona olan tepkisi şu an bile duygusallığa yer vermeyecek kadar katı ve netti. Biraz sessizlik oldu. Bir kaç dakika geçti. Genç kız onun tekrar kalkıp gitmesini istemiyordu.

– Hiç özlemiyor musun dedi. “Bu oda da yaşadıklarımızı, izlediğimiz filmleri, oynadığımız oyunları, dinlediğimiz müzikleri… Yaşadığımız onca güzel anıyı hiç özlemiyor musun?

Yıllar bir film şeridi gibi tekrar geçti genç adamın gözlerinden…. Yıllarca sadece hayalini kurduğu, bir daha benzerine dahi yaşayacağına inanmadığı anılar… Belki de hayatının en güzel anları… Özlemek mi? Bir daha yaşamak için canını bile verirdi. Fakat bunu hep kendisi için düşünmüştü. Bir şubat gecesi terk edildiğinde bu anıların, bu güzel anlarda ki huzurun hep tek taraflı olduğunu düşünmüştü.

Genç kıza baktı. Gözleri dolmuştu. Hafifçe öne doğru eğilerek saçlarını yanaklarının arkasına attı. Avuç içleriyle yanaklarını okşadı. Bu hareket genç kızın gözlerinden inci tanelerinin düşmesine sebep olmuş, genç adamın ise bütün tepki ve nefretini eritmişti. Şimdi yıllardır içinde biriktirdiklerini söyleyebilirdi.

– Özlüyorum dedi… “Çok özlüyorum. Tavla oynarken istediğin sayıyı attığın zaman omuzum da sevinişini… Saçlarının kokusunu… Omuzum da kayboluşunu… İzlediğimiz filmleri, dinlediğimiz müziklerle yaşadığımız güzel anları… Çok… Çok özlüyorum… Fakat bunun ne önemi var ki? Bütün bunları yıkıp giden sen değil miydin?” Biraz duraksayıp nefesini topladı.

– Sen gittin… Yıllarca bu oda da hep bıraktığın anılarla yaşadım. Sen gittin yastığımdan kokunu eksiltmedim yıllarca… Sen gittin ama kahvemiz şu sobanın üzerinde kaynamaya devam etti. Sen gittin kimse sevinmedi omuzum da. Gittin, tek oturdum şu yatağın kıyısında. Tek dinledim bizi bize anlatan kış müziklerini… Gittin ya. Eskisi gibi tutmadın herkesin için de ellerimden… Ben de utanamadım herkesin içinde eskisi gibi… Gittin ya… Darmadağın ettin bizi… Darmadağın… Anlıyor musun?

Genç kız sandalyenin içine iyice gömülmüş perişan halini saklamaya çalışıyordu. Ne diyebilirdi ki? Hayatta kimsesi kalmamış birisiydi. Sığındığı tek limanda onu sonsuz okyanuslara sürüklüyordu. Genç adam sakinleşti.

– Artık… Ne senle yaşarım bu odanın için de… Ne de başkasıyla… Hani sen şu an… Tam şu an ölmek istiyorsun ya! İşte sen beni yıllar önce bir şubat gecesi öldürdün zaten. Ben de burada yaşamaya alıştım. Sen gittin ve ben senin ruhunu çektim bu odaya. Onunla yaşıyorum.

Cihat KUTLUCA
(Bazı hatalar düzenlenecektir…)
24.12.2017

 

Bu Yazıyı Beğendin Mi?

Hakkında Cihat KUTLUCA

23.05.1992 Mersin doğumludur. İlk/Ortaokul, Lise ve Üniversite’yi Sivasta okudu. Şimdi Erzurum’da Fen ve Teknoloji Dersi Öğretmenliği yapmaktadır.

Ayrıca Kontrol Et

An Gelir – 1. Bölüm

Önce şu şarkıyı açalım. Dinlerken de okuyalım 1. Bölüm: Abimin Kararsızlığı İlkokula giderken abim öğretmenimizin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir